20 Haziran 2007 Çarşamba

Arada Uykumu Bile Aldım

Sınavlar biteli oldu bayağı; notlar bile açıklandı. Sınavına son anda girdiğim Game Theory dışında hepsi A'dan B eksiye kadar bi aralıkta toplanmış durumda... daha ne isteyebilirim ki? Aslında pek çok şey isteyebilirim ama sanırım şimdilik sadece bir şey daha istemekle yetineceğim: Yeni bir bilgisayar almak için yeterli parayı çabucak toplamak! Başardığımda, dünyada benden mutlu sadece bir insan kalacak (Bakınız, hâlâ pay bırakıyorum). Bu arada şehirdeki hava sıcaklığı otuzun üzerindedir herhalde, çünkü serinliğiyle ünlü köyümüzde bile klima çeyrek gün mesai yapmak zorunda kalıyor. Yazı yazma hevesim de sıcakta erimeden devam edeyim.

Geçen Cumartesi kim geldi bilin bakalım? Odtü'lü eski inek, yeni tembel öğrencimiz Hakan, biz ona gitmeyince, İstanbul'a gelivermiş. Aynı günün akşamüstü için Gülşah'a söz vermiştim ama sabahım boştu ve eski bir dost ile Tophane'de nargile içmek için her zaman vakit vardır. Önce Beşiktaş'ta buluşup, Şampiyon'a attık kendimizi. Ben deli gibi yersek gelecek hesabın ne kadar olabileceğini düşünedurayım, Hakan yarım ekmeği bile bitiremeyerek beni dumur etti. Günde dört ekmek yeme potansiyeli olan adam nasıl olur da o ekmek parçasını midesine kabul edemezdi? Bu ilginç durumu diğerlerine anlatmak için sabırsızlandım durdum. Biraz oyalandıktan sonra Tophane'ye yollandık ve günün büyük bir kısmını tavla oynayarak geçirdik. Tavlada yenildim ama intikamım acı olacaktı. Yüzlerce defa sallanan zarlar ve içilen çaylardan sonra Taksim'e yalnız yollandım. Arada hakan Adeks'e takılsa da sonradan Gülşahla bana katıldı ve beraber yemek yedik. Hakanla yine yalnız kalınca tam eve yollanıyorduk ki, Taksim meydanının ortasında kurulmuş mini golf platformuna takılıverdik. Aslında benim küçük çocuk ısrarıyla Hakan'ı ikna ettiğim de bir gerçek. Onun takılacağı yoktu yani... Zorlu sahalarda (!) yaşanan büyük çekişmenin ardından parkurları bir eksik vuruşla tamamlayan bendeniz, bu büyük galibiyetin coşkusu ve tavlada yenilmiş olmanın ezikliğiyle, golf sopasını Hakan'ın kol altına sıkıştırdım.

Ertesi gün Eray'ı da yanımıza alıp, Taytay'ı gurbete gitmeden önce son bir defa görüp, Evren'in yanına İzmit'e yollandık. Orada yaptıklarımızın bir özetini çıkarmaya çalışsam, boşa çaba olacağından; birer şişe votka ve rakıyla arkadaşlarının evine giden bir grup genç olduğumuzu not etmekle yetiniyorum.

Eve geri döndüm ve şimdi de tatil hazırlıklarının bitimiyle yola çıkmak arasındaki iğrenç boş zamanı yaşıyorum. Belki de yazı yazarak bu boşluğu doldurmak en iyisi oluyor. En azından, yazın ne yaptığımı soranlara verecek uzun bir cevabım hazır oluyor. Çamyuva'da geçecek bir haftanın sonunda da bir iki rotaract hadisesi dışında beni monoton bir çalışma hayatı bekliyor. Hiç bitmese şu bir hafta bari... Eğer bilgisayar almayı başarırsam, muhtemelen biraz da olsa neşelenirim ama düşündükçe de sıkılıyorum şu üç ayı.

Hiç yorum yok: